25 Temmuz 2012 Çarşamba

Wanderer Fantasie




Aşk bana kalırsa bir gezginin düşüydü. 
Samuel Beckett'in Hiç İçin Metinler'ini okurken Wanderer Fantasie'sinin arka fonda çalmaya başlaması bundandır.
"Bunca uzaktan nasıl oldu da seçebildi beni? Bu koşullarda insan artık kendisi olmaktan çıkar, kim ne derse desin, kendisi olmaktan çıkmak kendini bilmekten de acı vericidir. Bunun nedeni, ,insanın kendinde olduğunda kişiliğinden bir şeyler eksiltebilmek için ne yapması gerektiğini bilmesi, kendin, kaybettiğindeyse artık herhangi bir insan olup çıktığından kişiliğini gizleme olanağı kalmamasıdır. Aşk dedikleri bir sürgündür, arada sırada memleketten bir kart alırsınız."








17 Mart 2012 Cumartesi

Anonimo.

çok huzursuzdum. çok huzursuzdum çöp toplayan çocuk. çok huzursuzdum açlık ve yokluk çeken kedi. çok huzursuzdum örselenmiş aşkım. çok huzursuzdum hemcinsine dokunamayan adam. çok huzursuzdum hemcinsine dokunamayan kadın. çok huzursuzdum taş atan çocuk. çok huzursuzdum Afgan göçmen. göç yollarım tıkanmış hiçbirinize dokunamadım ben.

her yanı notlar sarmış. birileri okuu dedi. okuu ve olgun ol dedi. oku ve dolgun ol dedi. ruhun bir kantarın ucuna takılmış çekiyorlar seni. kaç gram geldin ? kaç gram geldin diye sordu bilirkişi ? yetmedi mi ? daha da çek...çek.! ikiye ayrılıyorum görüyor musun göğsüme yasladığım yerinden.

yetişemediğim her şey için huzursuzum. dokunamadığım zamanlara, mekanlara ağlıyorum. yetinemeyen yanlarım küstahça çırpınıyor Budapeşte garındaki çingene beni duyuyor musun ?
Arsız yanlarım boğuluyor rölantide. Bikaç satır bekliyor beni köprünün sonunda onlara doğru yürüyorum. yağmur yağmıyor. düşündüğünüz gibi değil. romantik sahneler çekmeyin. klibimi çekmeyin. geçip gider onlar hep. hiç bizden olmaz.

"Büyük karanlık çöküyor ve hala eksiklerim var benim
Bu uçurumsuz ve deneysiz gidip gelmelerde.
"bacağıma bıçak sokuyorum. Etimin ağır ağır düzelmesini,
yenilenmesini, onun o gizli ve kutsal savaşını hızla izliyorum.
Sonra bir daha."
Yabancı bir canın yaşarlığı hep köşebaşlarında,
doğumum, durmam doğumum başlıyor benim...

Ey bilene bilene tükenen bıçak!
Bir şeyler yap,
Eskimeden gökyüzünün kutlu maviliği..."

Kimin yazdığını bilenler bilsin; bilmeyenler merak etsin daha çok diye...
Sonra şu şarkı çalmaya başladı ve ben yazmaya sabırsızım yazarken de bitsin diye sabırsızlananlardanım. yordum ve yoruldum. yordamımdan bihaber.

falla bilerek olmadı.

İyi geceler...









18 Aralık 2011 Pazar

The Sexiest Songs of all Times




1- Massive Attack Paradise Circus
1,5- Shivaree- Goodnight Moon
2- Garbage- You Look So Fine
3- Fiona Apple – I Want You (Elvis Costello Cover)
4- Placebo - Meds
5- Hooverphonic- Mad About You
6- Emilie Simon- Swimming
7- Morrissey - Let Me Kiss You
8-Urge Overkill – Girl You'll Be A Woman Soon
9-Blue Foundation – Bonfires
10-Nouvelle Vague – In a Manner of Speaking
11- Chris Isaak – Wicked Game
12- Madonna – Frozen
13- Eddie Van Halen - Catherine
14-Waldeck – Why Did We Fire The Gun?
15-Blonde Redhead- Elephant Woman
16- Blonde Redhead - Pink Love
17-Röyksopp- What Else is There ?
18-Anya Marina – Whatever You Like
19- Mono- Life in Mono
20- Gotye- Hearts a Mess
21- She Wants Revenge – She Loves Me, She Loves Me Not
22- PJ Harvey – This Mess We're In [Feat. Thom Yorke]
23- Ladytron – Destroy Everything You Touch
24- Mazzy Star – Fade Into You
25- Delerium- Innocente
26-Radiohead- Jigsaw Falling into Place
27-The Knife- Marble House
28- Charlotte Gainsbourg- Master's Hands
29-Led Zeppelin- I Can't Quit You Baby - Sınce I've Been Loving You Baby- Baby I'm Gonna Leave You
30- The White Stripes- I Just Don't Know What to Do With Myself
31- Wolfgang Amadeus Mozart- Requiem

32- Friedrich Chopin- Etude For Piano No, 12 Op. 10, 12 (Revolutionary Etude)

33-Johann Sebastian Bach- Brandenburg Concerto No.4 in g major, bwv 1049 Andante

34-The Beatles- Girl
35- Deftones- Digital Bath- Ordinary Love
36-Hooverphonic- 2wicky- Mad About You
37-The XX- Crystalised
38- Blonde Redhead- Here Sometimes
39-Björk- Bachelorette
40- Placebo- Running Up That Hill
41-Yasemin Mori- Sen Beni Sokaklardan Say
42-Oh Land- Wolf & I
44-Guano Apes - Scratch the Pitch
45-Chris Rea- The Blue Cafe
46-Depeche Mode- Personal Jesus- I Feel You
47-Elysian Fields- Black Acres
48-She Wants Revenge- She Loves Me, She Loves Me Not
49-King Crimson- Sex, Sleep, Eat, Drink, Dream
50-Richard Ashcroft- Song For Lovers 



17 Ekim 2011 Pazartesi

First english fling for my blog! Dedicated to the Drunk Mornings

I feel vibrations on the tip of my fingers. This is so fatal and weird feeling that makes me feel I should run again...I'm away from all my responsibilities...This makes me feel like I will be disappeared completely in some minutes...I'm stuck in every kind of feelings....Responsible fpr the new age and careless...Crazy and introvert...Heartless but full of love and tired of having heavy heart with full of eternity...This dilemma will be the reason of my end...maybe no-end...I'm here waiting for my mummy coming from outside...

I will shut up these bullshits running in my head! Forasmuch the fucking sneeze bring me to my senses.!

I believe in Rimbaud and Patti.So...!

By the way I'm tired of three dots. I hate the punctuation!


Oh, my Good ! Oh, my Beautiful!
Hideous fanfare where yet I do not stumble!
Oh, rack of enchantments!
For the first time, hurrah for the unheard-of work,
For the marvelous body! For the first time!
It began with the laughter of children, and there it will end.
This poison will stay in our veins even when, as the fanfares depart,
We return to our former disharmony.
Oh, now, we who are so worthy of these tortures!
Let us re-create ourselves after that superhuman promise
Made to our souls and our bodies at their creation:
That promise, that madness!
Elegance, silence, violence!
They promised to bury in shadows the tree of good and evil,
To banish tyrannical honesty,
So that we might flourish in our very pure love.
It began with a certain disgust, and it ended -
Since we could not immediately seize upon eternity -
It ended in a scattering of perfumes.
Laughter of children, discretion of slaves, austerity of virgins,
Horror of faces and objects here below,
Be sacred in the memory of the evening past.
It began in utter boorishness, and now it ends
In angels of fire and ice.
Little drunken vigil, blessed!
If only for the mask you have left us!
Method, we believe in you! We never forgot that yesterday
You glorified all of our ages.
We have faith in poison.
We will give our lives completely, every day.
FOR THIS IS THE ASSASSIN'S HOUR.






15 Eylül 2011 Perşembe

İki şiir arasında kaldık

Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
Taksinize mülkünüze dairenize...
Heceleyerek üzerinde ayak ve el uçlarımın
Belledim seyyarenizi ve kelimelerinizi...
Gözlerinize baktım, mukaddes ciltlerinize, büfelerinize
Vesairenize...
Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
Aşk yokmuş sizde beş paralık!
Gidiyorum ben boşçakallar
Sıçmışım ortalık yerinize
Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık

Can Yücel usulca yürümüştü o kahpe boşluğun içinden. Orospu yaza inat düşünen sonbaharlara gark olmuştuk. Serin rüzgarlar saçlarımıza dolanıyordu. Kimilerinin çokça sahip çıktığı "gerçek dünyaları" siyanüre bulanmış gözyaşlarını içlerine akıtıyor gün be gün yeniden ve yeniden öldürüyordu paslı varoluşlarını ve yeniden var ediyordu yok oluşlarını. Çürümüş çelişkiler üstlerine başlarına bulaşmış kusmuk kokuyordu yer gök. Sodom ve Gomorre'ye öykünen bir zamanın temsilcileri... heyhat!

Biraz ıslandıktan sonra koşarak kaçtık kırkayaklarımızla sahnelerden...ve evet! sevgiye hala inanıyorduk; donmuş bir ruhu aleviyle eriten gözlerin sahipleriyiz karanlığı hapsettik ki siyah tüm renklerin Tanrısıdır.!
Sonra bir şiir fısıldamaya başlar aç karnına başı döner ara sokaklarda kuşluk vaktini bekler...ayazdır!

Ağır kokuyor dünya, kan kokusu bu, korkunç.
Sevgilim döndü yalnızlığıma
Öptü alnımdan ve güzelleştim.
Böyle sabahlarda beni sevgisiyle acıtmış
Herkesi hatırlarım.
Eskidendi, koca bir ruhla giriyordum bahçeye
Mavi çiçeklere bakıyordum ve işte şu diyordum
Nasıl da benziyor bana.

Öyle ya,
Sevişmek bir sarmaşığın kalbiyle düşünmekti.

Ve elleri titreyerek, avuçları terleyerek yazmıştır Bejan Matur -ki çarşafına dolanmıştır şiiriyle- kim bilir sabahın bir körüne...karnı aç, uykusu düşmanıdır. Can Yücel'e sarılır boşçakallardan kaçıp o ara sokaklardan birinde...ve hala inanır...hatrına koşar ve daha çoğalacak hatrı sayılanlara...uyku , uy kuuu biiii razzzzzz. uy kuuuuuu.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Sigur Rós-- Untitled 8-- Popplagið

Heima'yı (Evde) bir yılbaşı gecesi izlemiştim. Herkesin ezberinde olan "yılbaşı gecesi eğlenilir", "pazartesi sendroma girilir" "pazar günü sıkılınır" "doğum günleri kutlanmalıdır" gibi hayatı şablonlaştırmaya yönelik el-fantastiko eylemlerimizin üzerinden zıplayıp vermiş olduğum manidar bir kararmış. Björk, Bang Gang, Ólafur Arnalds,Múm, Amiina çıkmıştı o topraklardan ve kafada huni üstümde Lopapeysa (İzlanda süveteri diyebiliriz) paralel bir evren seçtim kendime. Hemen yanı başımda olana değil de über paralel olanına uzandım. Heima'nın finaline geldiğimde iyice uzaklaşmıştım tüm dünyevi hezeyanlardan ki Untitled-8 başladı. Artık içimde patlamayı bekleyen oldukça hava-i fişek, yolunu bulmuştu. Untitled-8 tüm o "fantazmagorya"ların, "fluctuatio animi"lerin vücut bulmuş haliydi. O yüzden hazır olduğumda dinlerim. Olabildiğince inch'e uzansın Untitled-8. Öyle küçük ekranda izlenmez. %100 sarsıntı yaratmalı. Muhtelif zamanlarda giyinin Lopapeysalarınızı zira bünyelerimiz bu kamusallıkla artık o kadar kolay sarhoşluğu kaldıramıyor.


Popplagið alk85

19 Haziran 2011 Pazar

Çoluk Çocuk'ta bir deli Fantazmagorya




Ankara'ya her gittiğimde gövdemi kıskıvrak yakalayan, imgeleriyle çarpıştığım karmaşık duyguların beş duyu organlı haline dönüşüyorum. Yine öylesi bi halet-i ruhiye ile akşam güneşi ile beraber- ki bulutlar peşinden gelecek bi yağmurun izindeydiler- Kızılay'a düştük. Hayatımdaki yeri tartışılmaz bir kıymete haiz bir kadından gelen telefon ve yine kii- ki kendisini pişman ettim; kamusal alanın kendisini yorduğundan mütevellit cümleleri ardı sıra dizdiğini ve bile bile kelime oyunları yaptığını kendisine ilettim- o da bunu yüzüme vurma, oyunlarımı bozma diye çemkirdi. İnsanlara ayna tuttuğum için çoğu zaman pişmanlıkla cebelleşir ruhum benim. Yine öyle bir andı işte...Sonra bana Patti Smith'in Çoluk Çocuk kitabından bahsetmeye başladı. Because the Night söyledik içimizden hep belaber. Öyle güzel anlattı ki Dost Kitabevi'ne doğru yollandım. İki tane kalmıştı. Bana bakıyorlardı. Böylesine güzel bir tesadüfün bıngıldağından öpmek istedim ve öptüm. Güzel bir adamla sohbet ettim. Foucault'nun Seçme Yazılar serisini tamamlamama engel "Özne ve İktidar"ını, Adorno'nun Otoritaryen Kişilik Üstüne'sini ve Antonio Negri-Michael Hardt'ın Çokluk'unu alıp daha fazla para harcamamak üzere Ankara'nın mis gibi yağmuruna karıştım.

Teyzemde içtiğim bi duble rakı ile birazcık insan taklidi yaptım ve çizgi halini almış gözlerle toplantıya katılmamalıyım lön düşüncesine zıplayıverdim üstüme başıma çamur sıçradı ama olsun sonunda uyudum. Yök bıdı bıdı yaptı biz de. O kısma çok değinmeyeceğim. Malta'ya gidecek olanlardan ayak üstü yemekte tanıştığım arkadaşlardan birinin arabasıyla Aşti'ye tam 13.55'te vardım. Yoksa 14.00 arabasına yetişemeyecek bir daha gece kalkacak olan otobüsü bekleyerek "the pussyfication of the brain + tick tock" sendromundan dolayı beynimin kıvrımlarından beyaz köpükler saçılacaktı düşünceme. Bunu kimse yaşamak istemezdi. Bu güzel şansın da bıngıldağından öptüm.

Yağmur yağıyordu. Yol zaten güzeldi her haliyle. Islanırken çok daha güzeldi. Patti Smith bana bakıyordu Çoluk Çocuk'un kapağından. Serzeniş dolu bakışlardı bunlar. Janis Joplin ise yukardan bakıyordu yok lön yok bildiğin yağmurun ıslattığı camdan vuruyordu bak kızım dışarı diye bak "Yol'da olmak yetmez diyordu.Teyzem olaydın, halam olaydın , ablam olaydın, ninem olaydın dediğim bu güzel insanlara karşı mahcuptum. Evet! Yol'da olmak yetmiyordu. Artık hoca olacaksın kızım yediğine, içtiğine, gezdiğine dans ettiğine, dağıttığına dikkat et diyen yüzdelerin abidik gubidik oşt-meelemelerine maruz kalıyordum.Bazı bazı hocalarım ne derse yapıyordum.İstemiyordum ama yapıyordum. Bu kendi yoluyla yoğrulan içinde yeşerttiğim ablalarıma karşı ihanet ediyordum ama olsun! Bir yolunu bulup onlara dokunuyordum. İlerde binlerce öğrencime onlardan bahsetmiş olacaktım. Başka türlüsü olmazdı. Onları biraz kızdırmalıydım diyerek kendimi rahatlatma mesaisinden sonra kitaba koyuldum. Roman okumaya duyduğum iştahla sanki sussuzluğumu gideriyordum.

Arthur Rimbaud'un Illuminations'ını, Eleanor Steber'den Madame Butterfly'ı, A love Supreme. Between the Buttons. Joan Baez ve Blonde on Blonde. Vanilla Fudge, Tim Buckley, Tim Hardin.History of Motown. Hepsinin üzerinde genel tekrar yapılmalıydı. Bu merak cennetine kollarımı uzatmıştım. Beni çekseler başka bir dünyaya salsalar hiç şikayet etmezdim.

Odama geldiğimde Tim Buckley'den Phantasmagoria in Two'yu açtım ve sigaramı yaktım. Geçmişin sisli yollarına doğru yola çıktım. Phantasmagoria kelimesi bile o merak cennetinde heyecandan dans ettiren bir anlama haizdi: bir nevi hayal gücü gösterisiydi. Ruhsal dalgalanmalar ( fluctuatio animi) den hayallerin dalgalanışlarına kapımı açmıştım sonuna dek. Şarkıyı dinleyince beni daha iyi anlayacaksınız.


Paylaşmakta zorlandım fazlasıyla sahiplenmiştim çünkü. Sözlerinin sarsan devinimi her dinleyişte farklı anlara itiyor ve içinde bir sarkaç, durmak bilmiyordu.

Rimbaud, Illuminations'ını almayı kafaya koymuştum ama dayanamadım. Hızlıca paylaşanlardan faydalandım. İçimdeki korsanın sözünü istemeyerek dinledim. İsteksizliğimin nedeni ise Patti'nin şu sözleri idi:

"Arthur Rimbaud'yla avunuyordum; ilk kez on altı yaşındayken, Philadelphia otobüs garının karşısında bulunan ufak bir kitapçıda karşıma çıkmıştı. Gururlu bakışları Illuminations'ın kapağından benimkilerle buluştu. İsyankar zekası beni ateşlemiş, ben de onu bir hemşerim, akrabam, hatta gizli sevgilim gibi kucaklamıştım."

Herneyse, sonuç itibariyle o kapağa dokunacaktım. Yine de ulaştığım bir bölümünü paylaşmadan edemiyorum :

SARHOŞLUK SABAHI

SEN ey Birtanem! Ey Güzelim benim! O asla sürçmediğim yabanıl ezgi! Perili sehpa! O işitilmedik yapıt için, o güzelim vücut için ilk kez, hurra! Çocuk gülüşleriyle başladıydı bu, öyle de bitecek. Bando dönse de, o eski uyumsuzluğumuza kavuşsak da, bu zehir gene bütün damarlarımıza yerleşip kalacak. Ey şimdi bütün o işkenceleri hakeden bizler! yaratılmış olan vücutlarımıza, ruhlarımıza bu insanüstü sözü coşkuyla bir araya getirdim: bu sözü, bu cinneti! İncelik, bilgiçlik, zorbalık. O aparı aşkımızı getirebilmemiz için, bu iyilik ve kötülük ağacını karanlığa gömeceklerini, bu barbarca iylikseverliklerin sürüleceğini söz vermişlerdi bize. Kimi tiksintilerle başladı bu, ve işte, - bu ölümsüzlüğün içinde bizi yakalayamadığı için, - korkuların bozgununda sona erdi.

Çocuk gülüşleri, tutsakların saygısı, kızların o yabanıl davranışları, yüzlerin, şu eşyaların. dehşeti, o uykusuz geceyi andıkça, kutsayın. Onca yabanlıkla başlamıştı bu, ve işte buz ve alev melekleriyle bitti.

Ey esrikliğin kutsal uyanıklığı! bize armağan ettiğin salt o maske adına bu. Bir yöntem biliyoruz seni! Daha önce de, bizim yaşımızdakilerini de senin kutladığını unutmuyoruz. Zehire inanıyoruz. Her Allahın günü yaşamamızın tümünü birden vermeyi biliyoruz.

İşte caniler çağı!



Artık uyku kollarını açıp beni göğsüne yatırmak için debelenirken bu yazıya son vermezsem haksızlık edermişim gibi geliyor. Yarın bir başka gece olacak çünkü...

Paylaşella