2 Haziran 2011 Perşembe

İndragandhi Bizim İşimiz

Bonobo

Can Bonomo: Ben de Bonobo gibi tuttuğum balona bakabiliyom, ilginç işler yapabiliyom. Ha Bonobo ha Bonomo e ne olacağdı yaa!balon tutacağdık hepbelaber.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Yeni Başlayanlar ve Tekrar Hatırlamak İsteyenler İçin: Bir Dünya Sistemi Olarak Kapitalizm :

Marx, modernliğin katı kurumsal çekirdeğini tasvir eder. Birinci olarak, pazarın doğuşu vardır. Bu dünya pazarı yayıldıkça değdiği her yerel ve bölgesel pazarı yok eder. Üretim, tüketim ve insan ihtiyaçları giderek uluslararası, kozmopolit bir nitelik kazanır. İnsan arzularının ve taleplerinin kapsamı, giderek çökecek yerel pazarların kapasitelerinin çok ötesine ulaşır. İletişim dünya ölçeğine genişler ve teknolojik bakımdan karmaşık kitle iletişim araçları ortaya çıkar.Sermaye giderek daha az elde yoğunlaşır. Bağımsız köylü ve zanaatkârlar kapitalist kitlesel üretimle rekabet edemez; topraklarını terk etmek, atölye kapatmak zorunda kalırlar. Üretim giderek merkezileşir ve ileri düzeyde otomatlaşmış fabrikalarda yoğunlaşır. (Kırda da durum çok farklı değildi; çiftlikler tarladaki fabrika halini alır ve köylerini terk etmeyen köylüler tarım proletaryasına dönüştürülürler.) Muazzam sayılarda köklerinden koparılmış yoksul insan büyülü- ve sarsıntılı – bir şekilde ortaya çıkıveren şehirlere akın eder. Bu büyük değişimlerin görece düzenli bir şekilde sürmesi için yasal, mali ve idari merkezileşme gereklidir. Üstelik kapitalizmin ulaştığı her yerde gerçekleşir bu. Ulus–devletler ortaya çıkar ve ellerinde büyük güç toparlar. Gene de sermayenin uluslararası kapsamı bu gücü yıpratmaktadır. Bu arada sanayi işçileri adım adım bir tür sınıf bilinci geliştirmeye başlar; yaşadıkları derin sefalet ve müzmin baskıya karşı hareket geçerler. Bunları okurken tanıdık bir zemin üzerinde olduğumuzu hissederiz. Bu süreçler hala çevremizde devam etmektedir ve Marksizm bir yüzyıldır bu olanların bir anlam ifade edeceği bir dilin oluşmasına yardımcı olmuştur.

Pişt Oradaki: Marshall Berman- Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, sayfa: 130

tu bi kontinyuğd.

1 Mart 2011 Salı

De cara a la pared

Bu gece hüzün baykuşunu çağırdık. Hem karanlığı kucaklayacağız beraber hem de hüznün koynundaki aydınlığın sol omzuna konacağız.Yolda giderken buğulanmış camdan dışarıyı görmek için çabalayan gözler - ki yalınayak bir cam kenarı çocuğunun özlemidir hayallerin ve anıların türbüdansında kendini kaybetmek - bu şarkı çalarken bi boşluğu kendine seçer ve onu kara deliği yapar. 2010 yılında bu sesin sonsuzluğa karıştığını yazarken ellerim titriyor.o yüzden lafı uzatmadan La Llorona albümünü indirme tavsiyesinde bulunmuyorum.indirin diyorum! Samimiyet, özgürlük, aşk, çoğalmak çok olmak, fluctuatio animilerden (ruhsal dalgalanma), conatus'u (yaşam gücü) çekip de çıkarmak var bu şarkıların her birinde yağmur var, savrulmak var.

Eray Aytimur, Lhasa De Sela'nın ölümünden sonra yazdığı "Işık ve Karanlıktan Aynı Anda Geçebilmek" (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&Date=10.01.2010&ArticleID=973706) adlı yazısında La Llorona'nın hikayesine dokunmuş: "Efsane bu ya; çocuklarını savaşta kaybettiği için intikam almak isteyen bir kadın, yaktığı ağıtlarla erkekleri nehir kıyısına çekip, orada onları öperek taşa çevirirmiş. Sürekli ağlayan bu kadın La Llorona’ymış ve büyük küçük herkes ondan çok korkarmış. Hatta Meksikalı anneler yaramazlık yapan çocuklarını hâlâ La Llorona gulyabanisiyle dizginler ve daimi sulugözlere bu ülkede ‘ağlayan kadın’ anlamına gelen La Llorana denirmiş. "

Öperek ve ağıtlarla savaşı lanetleyen bir varoluş hayalinin ve Aytimur'un dediği gibi "melezlik ve çokkültürlü karmaşanın yaşandığı Montreal'de yaşayıp ölen Lhasa De Sela"'nın şarkılarının bize yaptıklarının bir izdüşümü aşağıda.Buyrun.



27 Şubat 2011 Pazar

LA VIDA NO VALE NADA




Köyümün yaşlıları
şöyle derdi...

"Her şey, arkasından baktığın..

...camın rengine göre değişir.

Hiçbir şey hakiki değil!

Her şey hayali.

Yansımaları fark ediyor musun?

Yansıma, bazen yansıyan
şeyden çok daha fazla...

...mevcut gibi geliyor bana.

Bir ihtimal, halüsinasyonlarla
ilgileniyor olabilir misin?

Hiç Peyote kaktüsünü denedin mi?

Huichol Kızılderililerini
bilir misin?

Boyunlarının etrafına
aynalar asarlar.

Ve keman çalarlar.
El yapımı kemanlar.


O kemanların tek
bir teli vardır!


"HAYAT ANLAMSIZDIR"


Kendilerini başkalarından
büyük sananlar...

...mezarlığın yolunu tutmalıdır.

...hayatın manasının aslında
ne olduğunu orada göreceklerdir.

Sadece bir avuç toz
ve topraktır hayat.


27 Ocak 2011 Perşembe

Neden "Marble House" ?

2007'nin baharındayız çocuk.ateş böcükleri peşimizde.büyüdük sanmışız heyhat.kimi kuzgun, kimi baykuş, kimi martı, kimi muhabbet kuşu uçuyoruz.derdimiz uçmak bizim çocuk. cinsi neymiş, ne yer ne içermiş; martıymış, baykuşmuş, kuzgunmuş neden bu kadar dert ki? uçuyoruz işte yetmez mi? yağmur yağarsa birlikte ıslanırız.

bu koca cangıl içinde ve göğün altında kaos var ki muhteşem bişey demiş Mao bunu öğrendik bugün. işte o muhteşemliğin peşindeyiz ateş böcekleriyle.Koala da seyre dalmış.tüm bu cangılın cingılında kuş dansederken Koala gel demiş sana ne dinleteceğim...ve marble house, mermerden cangılda çalmaya başlamış.zaman duruvermiş kaos da.insan zamanı durdurabildiği yere kaçmak istermiş ve artık bi yer bilmiş: mermer ev.artık merakın cennetine kollarımızı uzatmanın vakti çoktan gelmiştir.

değişim ve dönüşüme gebedir aklın egemenliğini merakın içinde serbest yüzdüren ergenliği atlatmış insan.ve herkesin hayatında bir vücut bulur; aşk olur.ben de bu şarkıyı dinlerken koalada buldum bambaşka bir rez'i ve yansımalarını.bir de adam vardı en siyahından.o da yolum oldu.taş sektirdim bazen, bazen koştum, bazen uçtum.uç oldum.bazen dip.bazen de (pink floyd'un dark side of the moon albüm kapağı hatıra gelir) o benim prizmam oldu ben de içinden geçerken kırıldım belki, kıvrımlarım gelişti ve tayfa doğdum.aşk böyle bişeymiş meğersek.o zaman izleyelim ve dinleyelim.














6 Ocak 2011 Perşembe

Geleceğin Yıldızları

öğrenci temsilcileri, iktidarın dilinden konuşuyor.üniversiteler, eğitim öğretim kurumuymuş, bir siyaset merkezi değilmiş bu da yetmiyormuş gibi öğrenciler provokasyona geliyormuş.ana hedeflerinden sapmamaları gerekiyormuş, bu ana hedefler nedir: çok düzgün çocuk olmak, aman ha muhalif olmamak, büyüklerinin sözünden çıkmamak, hem zihinsel hem kıyafet olarak üniforma sahibi olmak.özne değil, nesne olmak.

bu tarz öğrencilerin tek derdi, sadece parıldamak ve tanınmaktır. tamamen popülist söylemler uydurup, hiçbir şekilde hayatlarını riske atmadan eğitim ve öğretim hayatlarına devam ederler, bittikten sonra da herşey yerli yerinde olduğu için ya yönetici olurlar, ya da kafalarına göre takılırlar; zaten arkaları kuvvetlidir.Oysaki ihtiyaç duyduğumuz hem kamusal, hem de kendi hayatlarında parrhesiastes yani hakikatten korkmayan, cesaretini vicdanıyla konuşturan gençler dedim ve gittim.


11 Aralık 2010 Cumartesi

Boşver

yaşadığımız dünyayı daha sıkıcı bir hale getirmekte bu kadar ustaysanız eğer, ergen bebeler gibi of sıkıldım, poff gibi türlü sesleri çıkarırken artık detone olmuyorsanız, kendiniz olmak dışında her çamura bulandıysanız; kısacası hem çevrenize hem de kendinize eziyet de level atladıysanız yauv siz de insanlara yaptığınız gibi günleri de sınıflandıran loloşlardan birisiniz. bkz: cumartesi eğlenilmeli içilmeli, pazar günü yayılmalı, muşmulaya dönülünceye kadar sıkılmalı hayattan, sövmeli pazar günlerine, suçu günlere atmaya pazartesi gününde de devam etmeli, iş sendromuna takılmalı ve yılbaşı ve doğum günleri hunharca eğlenilmeli ve sosyal olunmalı kesinlikle ortamlar kurulmalı, cuma günü kutsanmalı gibi...çerçeve belli, içine konulacak fotoğraf belli. ya düşününce çok sıkıcı değil mi? buradan çıkarılacak sonuç nedir peki hmmm sorarım size ey faniler? kim istediği hayatı yaşıyor? İstediğimizi gündü, saatti, kuşluk vaktiydi, o ortamdı, bu insanlardı diye tartmadan yaşadığımız anların çokluğu kadar yaşıyoruz zannımca...tam bunları düşünürken blogumu da artık ihmal etmemeliyim diye çıkıverdi algısal yansımadan...sonuç yok.

Paylaşella