8 Haziran 2010 Salı

Strange World

Tez bitti ama "the pussification of brain" haliyet-i ruhiyesi devam ediyor...kaçış planları yapıyorum...beni çok ama çok severmiş gibi görünen ya da sadece seven insanların gayet alıştığı türden bir kaçış...ama görünen o ki; bu kaçıştan sonra karşıma çıkacak olan herneyse bambaşka birşeye çağırıyor beni...

Hani kuşlar kıçlarını oldukları yere sürterler böyle sallanmaya başlarlar ya...Sonra da ilginç bir şekilde kafasını Bazı insanları onlara benzetiyorum...Kafasını ve kıçını aynı anda tek bir düşünceye, tek bir yaşam biçimine sürtüp sürtüp kendinden geçen ve neden yaşadığını unutan insan zirzopları...

Herneyse...Yine de Dire Straits ve Chris Rea çalarken ailecek kutu yaptığımız güzel fotoğraflarımız var...Ebeveynlerimin yanında baliyi tüm benliğine doldurup, The Blue Cafe'ye eşlik ederek yolculuklara çıktığım anlarım var...kısacası hala hissediyoruz...bu da yeter!



5 Haziran 2010 Cumartesi

Neden öyle bakıyorsun ki bana?

Daha çok insanı sev ama insanlığı değil...Evet daha çok insanı sev...ama bağlanma çok...daha çok sev diye! Hastalıklı aidiyet ilişkileri kurma! Kıskanma! Sevdiklerin birer mübadele aracı değildir...Sahiplenme!..Kilitleme ve kilitlenme tüm eylemsizliğinle; hastalıklı duyguların nesnesi olma...!

Hep gitmeyi hayal ettin..Hep yaramaz yol çocuğuydu imgen...ve kendi içinde de hep giderdin...Düş alemin; denizlerin, yalınayak çocukların, kum saatlerini başlatmış dönüşlerin, bir sarmaşık inceliğinde ama kalbiyle sarılan kolların, köylerarası dalından koparılmış meyvelerin, cebine düştüğün kanguruların, ağacında beraber uyukladığın koalaların, yeryüzünün en incelikli sevişen canlısı penguen arkadaşınla bira tokuşturduğun anların ve martıların sekanslarıyla çoğalmıştı...çoğalmıştın!

Daha çok şey görmek için bakan gözlerin tek bir noktayla sevişir hale gelince...Tamam diyorsun Hümeyra! Tamam...Neden Hümeyra girdi aklıma dün sabah 5'ten sonra...Bir Hümeyra ismidir aklımda...Yersiz!

Onun kafasının içinde bişey var...dokunamıyorsun...onun kafasının içinde bişey var...çekip alamıyorsun!..O ağlıyor..."beni bırakma" diyor... ve sen o tek bir noktana daha çok daha çok..duvarı delip de içine sakladığın o tek bir nokta...o bütün düşüncelerini çekip emer ona baktığında...o sana her baktığında...

Rez.

30 Mayıs 2010 Pazar

Sokak Var!



















Daha çok hareket edene, daha güzel giyinene, daha çok eğleniyormuş gibi görünene öykünmeyi bırak! Sokak var...!

Amaçlarının bir çoğunun sırtını, sosyal paylaşım sitelerinde video, haber, makale, şiir paylaşarak sıvazlama! Sokak var...!

Kendinden başka birşey olmaya zorlama kendini.Yabancılaşmanın girdabında tutsak etme düşüncelerini...Onlara benzemen için seni dört bir yandan kuşattılar...Televizyon,gazete,facebook,twitter, tüm bu siber alemi seni kuşatmak için kullanmaktalar..Sen ise beyaz bayrak mı sallıyorsun? Sokak var...!

Klavyede örselenen öfken bil ki sokakta gerçek diline kavuşacaktır...Sokak var...!

"Başka bir adam olamayacağınızı, değişmek için zamanınız, inancınız bulunsa bile değişmeyi istemeyeceğinizi anlamanın tadına doyum olur mu?" (Dostoyevski- Yeraltından Notlar)


Rez.



































22 Nisan 2010 Perşembe

A ay


"Göstermek daha mi önemli? her gördüğünü gösterebiliyor musun? söylesene her gördüğünü gösterebiliyor musun? rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun? ışığın yetiyor mu? netliğini ayarlayabiliyor musun? görmeyi sadece görmeyi biliyor musun? hem ne göstereceksin? haberleşmek için mi? kimlerle? kendinle habersiz kaldın mı hiç? gösterilemeyen şeyler görüyorum hep.gör! sadece gör! ne olursun, o fotoğraflara görmek için bak! görüyor musun? görüyor musun nuran?..."

A ay'ın en çarpıcı anlarından biriydi, Yekta'nın Nuran'a haykırışı...Hissettiklerimizi, gördüklerimizi, duyumsadıklarımızı ve kaçtıklarımızı; tüm korkuların ve geleneğin,gerçeğin ve kuşatılmışlığın gölgesine hapsedişimiz ve sürekli adlandırma çabamalarımıza Yekta'nın yakarışı.Filmi izledikten sonra fütursuzca bir yazma isteği belirdi bende.Ama şimdi değil! Birkez daha izledikten sonra yazacağım...Önce sizle paylaşmak istedim.Sonra hep beraberce üzerinde tam yoğuşuruz belki :) İçimde çalan şarkıya hep beraber eşlik ederiz...

Filmden sonra gördüğüm rüya ile gerçeğim arasında sıkışmışlığım, Yekta gibi kendimi; gördüklerim, duyumsadıklarım, içine sızdığım her ne varsa bir kayığa atlayıp gider gibi bırakmak geldi ve sonra da o bilindik titreyiş ve histeri! evet yazacağım hepsini ama hepsini! ta ki bu hissettiklerim özsuyuma karışıp bu içine çeken muğlaklık geçene dek...sanki onun adı ölüm! bu bulanıklığın adı özgürlük.ufuk çizgisinin üzerindeyim şimdi ve denize düşer gibi bir halim var...




Her şey işte böyle yarım!

18 Nisan 2010 Pazar

Yavaş Adam: Vic Chesnutt

Şu griye çalmış, griden çalmış pazar gününe müsait yanan yanaklarımla bir yandan Nazan Öncel dinliyor bir yandan Vic Chesnutt'la tanışmadan önce son okumalarımı yapıyorum...


Hala posta kutusuna bir şeyler yazıp yolluyorum.Bazen "hey Vic, biliyor musun, anlamak da yetmiyormuş anladım, "diyorum; o da bana sanki şöyle bir şey söylüyor:
"O şarkıyı bir de böyle söyle istersen: O da mı yılan, bu da mı yılan." Bu, sağlık endüstrisini, dünyayı, savaşları ve bunun gibi bir sürü şeyi daha kapsıyodur herhalde.Buna benim açımdan bir tür teselli diyebilirsiniz, ama ben de onun temelli gidişine ısınmaya çalışıyor, uçmayı unutan kanatlarıma yeniden kanatlanmayı öğretmeye gayret ediyorum. İnsan hayatı bir kilometreyse, şarkılarınki binlerce kilometredir.Ardında bıraktığı şarkıları onun ölümsüzlüğüdür derken Nazan Öncel, "Seni Bugün Görmem Lazım" şarkısına uzak diyarlardan eşlik etmiş ve geçen aylarda ölen Vic Chesnutt'ın ölümsüzlüğünü yeniden ve yeniden rüzgar yapıp yüzüme, yüzümüze ılık ılık estiriyor...



Hastanelere 50 bin dolar borcu olan, ayda 800 dolar sağlık sigortası taksidi ödeyen bir adamın hiç bir bedel istemeksizin bu albüme eşlik etmesi bu insanlığın anlayamacağı bişeydir...

"İnsanoğlu hemcinsleriyle temas etmeye, ilişkiye girmeye, dostluklar kurmaya muhtaç.Dostluk benim için çok önemli bir duygu; yaratıcılığımın ana kaynağı.Depresif mizacımı teskin eden, rahata kavuşturan bir duygu.Benim anti-insan hissiyatıma gelince...Sanırım her insan aynı duyguyu taşıyor.Bu da insani bir şey.İnsanlığı değil, tel tek insanları seviyorum" derken Vic; gerçekten hisseden gerçek insanların duygularına ebedi bir tercüman olmayı varoluş sebebi bilmiş, ama yaşamaya "At The Cut" demiş bu diyarlardan kağıt üzerinde intihar ama gerçekte bir cinayetin kurbanı olmuş...Savaş, silah, çürümüş sağlık sistemi, serbest piyasa düzeni işte insanlığı sevmeme nedenleri...ve ölümüne sebep...Bunlar başka bir yazının konusu olsun; çünkü tüm bu çürümüşlüğe hiçbir zaman dinmeyecek bu nefret duygusunun bu yazıyı farklı bi yerlere savurmasını istemem...O yüzden hadi "Seni Bugün Görmem Lazım" çalsın...






Bu sadece bir tanışma yazısı; bundan sonra Vic Chesnutt'ı şarkılarından bilip, sonsuz edeceğiz...

14 Nisan 2010 Çarşamba

Aylak Kadın




















Aylak kadının üniforması yoktur...etiketi yoktur...iktidarın dayattığı kimliklerden hunharca kaçar...zamanın içinde uçan bi kuş tüyü gibidir...ruhları okşayabildiği kadar varoluşunu kutlu kılar...kendine aşklar yapar...aşk olur..dediğim gibi o varlıktan öte bi varoluşu simgeler ve bu biteviyedir..garip bi şekilde sonsuzdur...la droit a la paresse'yi de hatırlatır bana..tembellik hakkını aşklarıyla meşk eder...

Başına gelenlere ve tekinsizce getirdiklerine, kendini önce şöyle rüzgarları ardına katıp uğultulu tepelerinden fütursuzca bırakır, sonra da Tezel Özlü'nün şu satırlarını, bilincinin en diğergamlı kıvrımlarına yedirir:

"İktidardaki egemen sınıf ve benim toplumumdaki düzen her gün sayısız kez benim ve benim gibileri vazgeçmeye ve bizi kendisi gibi olmaya zorladı ben bir kezinde aklımı yitirdim ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha da zor yenilebilir durumdaydım...

çocukluğumuzun üzerine kabus gibi çökenler bilinçli yıllarımızı da elimizden almayı başaramayacaklar biz mutlu isek mutlu olmayı istediğimiz ve bunun için çaba harcadığımız için mutluyuz..."

Rez.

A-ada-ko: Ağaç dalı kompleksi



Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; "Kumda yatma rahatlığı." A-da-ko: 'Ağaç dalı kompleksi.' Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum.Daha da genişletilebilir.Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır.Düşünmeden uyuyuvermek.Biteviye geçen günleri kolaylılığı.Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem ? Hep öteye öteye uzar.Gövdenin toprağa kök salmış rahatığından bir kaçıştır bu.Özgürlüğe susamışlıktır.Buna ben "ağaç dalı kompleksi" diyorum.Genç hastalığıdır.Çoğunlukla kuyara dişidir.Adako erkek.Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur.Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir.İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako'yu da budarlar.Onu gövdeden ayırmama için ellerinden geleni yaparlar.Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz.Asi daldır o.Ayrılır.Balta işlemez ona.

Yusuf Atılgan-Aylak Adam

Paylaşella